Forumda yenilikler devam etmektedir , çalışmalara devam ettiğimiz kısa süre içerisinde güzel bir görünüme sahip olduk daha iyisi için lütfen çalışmaların bitmesini bekleyiniz. Tıkla ve Git
x

Son konular

İbret alacak kadar yaşıyoruz

İbret alacak kadar yaşıyoruz

iltasyazilim

FD Üye
Katılım
Ara 25, 2016
Mesajlar
0
Etkileşim
17
Puan
38
Yaş
36
F-D Coin
58
Buluğ çağına erdikten sonra ölen her insan için, ibret alacak kadar yaşama süresi gerçekleşmiş demektir Bir insan yirmi, otuz, kırk, elli yaşında da ölse, artık o Düşünüp gerçeği görebileceğin kadar ömür vermedik mi?itabının muhatabı sayılır




Çünkü şuurluca bir saat bile yaşamak Yüce Yaratıcı'nın varlığına ve hilkatin esasına uyanmak için yeterlidir; dolayısıyla, şuurlu bir saat geçiren insanın bilhassa küfür mevzuunda hiçbir mazereti kalmamıştır Hâlbuki Allah Teâlâ insanların çoğuna buluğdan sonra uzun süre yaşama imkanı vermektedir Hâlıkı Kâinat, bazı canlıları sadece bir saat, hatta çok daha kısa süre yaşatmakta, onları bir anlığına bir kısım isimlerinin tecellilerine mazhar etmekte ve sonra hayatlarına son vermektedir Ömrü bir hafta, bir ay ya da bir yıl olan canlılar vardır Fakat Cenâbı Hak, insanı sadece bir saatliğine yaratmamıştır; ona normal şartlarda altmış senelik bir ömür bağışlamıştır

Bu açıdan, etrafını duyacak, hissedecek ve değerlendirecek şekilde, şuurlu olarak bir saat bile yaşasa özellikle inkâr ve şirk hususunda bir mazeret hakkı kalmayacak olan insanın, vasatî ömür sayılan altmış seneyi tamamladığında Cenâbı Allah'ın emir ve yasaklarına tâbi olma konusunda hiçbir mazeret hakkına sahip olamayacağı aşikârdır Buluğ çağına eren bir gencin artık mesul sayılacağı ve onun küfür, şirk ve günah üzere yaşama mevzuunda herhangi bir bahanesinin geçerli olmayacağı düşünülürse, vasatî ömrü geride bırakan bir insanın da evleviyetle mazeret hakkını kaybetmiş olacağı açıktır

Evet, onca sene eğitimini, istikbalini, evini barkını, çoluk çocuğunu ve iaşesini düşünen; yaşamanın, kazanmanın, rahat etmenin, caka yapmanın ve çalımın ne olduğunu bilen; dünyevî menfaatleriyle alâkalı iyiyi kötüyü ayırt edebilen ve kafasına koyduğu bir meseleyi senelerce takip edip onu sona erdirebilen; yani yüzlerce, binlerce, milyonlarca hususu düşünüp onlarla ilgili kararlar verebilen bir insanın ulûhiyet hakikatini ve âhiretini de düşünmüş olması gerekmez mi? Dahası, bu kimse, İnsanlığın İftihar Tablosu'nu duymuşsa, Kur'an'dan haberdâr olmuşsa; ölümün keşif kolları sayılan hastalıklarla tanışmışsa ve ihtiyarlık pek çok dille kendisine yolcusundemişse, artık onun bütün bütün ahirete teveccüh etmiş, eksiklerini gidermiş ve öteler için zâd ü zahîre hazırlamış olması lazım gelmez mi?

İşte, bu hakikate karşı kapalı yaşayan ve ömrünü gafletle tüketen bir insanın acı akıbetle karşılaşınca pişmanlık duyması, yeniden dünyaya gelmek gibi olmayacak isteklerde bulunması ve dünya hayatındaki hataları için mazeretler döktürmesi ona hiçbir şey kazandırmayacaktır Onun mazeretleri dikkate alınmayacak ve bahanelerin arkasına saklanmasına fırsat verilmeyecektir

Bu açıdan, özellikle belli yaşın üzerindeki kimselere bir ikaz mahiyetinde Kur'an, Bunca sene hak ve hakikat hesabına pek çok şeye şahit oldunuz, dahası bir sürü meşguliyeti de arkada bıraktınız; artık hiçbir mazeretiniz kalmadı Şu halde, iyi bir mü'min olmak için daha ne duruyorsunuz?demektir Aynı zamanda, ömrün sonunda iyilikleri, ibadetleri, sâlih amelleri daha da artırmaya ve geçmişteki eksikleri bir ölçüde de olsa telâfi etmeye teşvik etmektedir Öyleyse, yaşlılıkta dine ve diyanete daha bir candan sarılmak inanmışlığın gereğidir

İki Büyük Tehlike

İnsan için çok büyük iki tehlike vardır ki; biri umumiyetle gençlikte, diğeri de ekseriyetle yaşlılıkta kendisini gösterir: Bunların ilki, başlangıçta nazarîde kalmaktır; ikincisi ise sonunda her şeyi bir kültür şeklinde, şuursuzca ele almaktır

Bir devrede insanı aldatan husus, işin sadece nazariyesi ile meşgul olmak ve amelde derinleşmeyi düşünmemektir Öyle kimseler vardır ki, sorduğunuz her meseleyi bilirler; daha siz ihlâsdemeden onlar İhlâs Risalesini ezberden okuyuverirler; Besmeleye dair olan Birinci Söz'ü ezbere bilirler; uhuvvetkelimesini duyar duymaz, hafızalarına nakşettikleri Uhuvvet Risalesini gözlerinin önüne getirirler Heyhat ki, her söz, her tavır ve her davranışlarıyla sürekli kendilerini nazara vermekten bir türlü kurtulamazlar

İkinci tehlike ise müntehayla alâkalıdır; nazarîden amelîye geçmek ama zamanla o ameli folklora dönüştürmektir Bir insan, belli bir noktada İsmi A'zam'ın tecellilerine mazhar olsa ve başını kaldırdığı zaman İsrafil'in azametli heykelini görecek keyfiyete erse bile, şayet bir süre sonra meseleyi sadece kültürün bir parçasıymış gibi ele almaya başlarsa, onun karbonlaşması ve yıkılıp gitmesi kaçınılmaz olur Sadece semayla, semahla, mevlitle, gazelle ve gırtlak ağalığı yapan bazı kimselerin ilahileriyle teselli bulma, bir kültür faslına ve sönme dönemine adım atma demektir Karbonlaşmamak, yıkılmamak, sönmemek ve dinin amelî yanını kültüre kurban etmemek için İslam'ın her meselesini şuurluca ele almak lazımdır Kimileri, şuursuzca yatar kalkar ve bu yaptıklarına namazderler; sadece yemeden içmeden kesilip aç durmayı oruçzannederler; mukaddes topraklarda bir turist edasıyla dolaşmayı hacbilirler Babadananneden gördükleri ya da kültürün bir parçası olarak algıladıkları fiilleri şuurunda olmadan ve içte bir ürperti duymadan ortaya koyar ve kendilerini ibadetin hakkını vermiş sayarlar




1 Buluğ çağına erdikten sonra ölen her insan için, ibret alacak kadar yaşama süresi gerçekleşmiş demektir Kaldı ki, Allah Teâlâ insanların çoğuna buluğdan sonra uzun süre yaşama imkânı vermektedir

2 İnsan için bir tehlike, dini kabul etmekle birlikte onun kural ve kaidelerini amellerine yansıtamaması ve böylece hayatını bir çekirdek gibi toprağın içinde çürümeye terk etmesidir

3 Bir diğer tehlike ise amellerine yansıttığı dini hayatın şuursuzca yaşanması neticesinde, yaptıklarını Allah'ın bir emri değil de kültür olarak algılamasıdır
 
858,496Konular
981,801Mesajlar
29,868Kullanıcılar
bethesdaSon üye
Üst Alt