Forumda yenilikler devam etmektedir , çalışmalara devam ettiğimiz kısa süre içerisinde güzel bir görünüme sahip olduk daha iyisi için lütfen çalışmaların bitmesini bekleyiniz. Tıkla ve Git
x

Son konular

İman Artar, Eksilir mi?İmanın Muhafazası, Kazanılmasından Daha Zordur

İman Artar, Eksilir mi?İmanın Muhafazası, Kazanılmasından Daha Zordur
0
213

iltasyazilim

FD Üye
Katılım
Ara 25, 2016
Mesajlar
0
Etkileşim
17
Puan
38
Yaş
36
F-D Coin
58
İman Artar, Eksilir mi?


Bu konuda, imanın aslı ve hakikatı hakkındaki görüş ayrılığına dayanan farklı görüşler vardır “Amel imandandır; amel ve taat, imanın hakikat ve mahiyetine dahil olan bir cüzdür kanaatında olanlara göre, imanın amel ile orantılı olarak artma eksilme kabul edeceği aşikârdır Çünkü imandan bir cüz olan salih ameller arttıkça, tasdik ve amelden teşekkül eden imanın tamamı da şüphesiz artmış olacaktır Bu bakımdan; imanın artma ve eksilme meselesi, amelin imandan bir cüz olup olmadığı konusundan doğan bir problemdir İki konu arasında sıkı irtibat vardır, denilmiştir Bu kanaatta olanlar; Hariciler ile Mutezile ve itikadda bazı Mutezili görüşlere yakın sayılan Şia mezhepleridir Bunlara göre amel ve taat imanın hakikatına dahil bir cüz, hatta asli bir rükun olduğundan; zaman içinde amel ve taat arttıkça iman da artar Günahlar ve isyanlarla da iman eksilir, hatta bazen yok olur Amel ve taatların imanın aslından değil kemalinden sayıldığı, Ehli Sünnet alimlerince kabul ve isbat edilmiş, Mu’tezile ve Haricilerin zikredilen mezhepleri kesin delillerle red ve cerhedilmiştir
Yukarıda açıklanan ve delilleri de etraflıca kaydedilen Ehli Sünnet mezhep ve alimlerinin cumhuruna göre imanın hakikatı ve asli rüknü; kalpteki iz’an derecesine ulaşan tasdiktir Amel ve taatlar ise, imanın aslından değil, kemalindendir Bu manadaki imanda; inanılan esaslar icmali veya tafsili olarak bir bütün olduğundan, imanın hakikatı artma ve eksilme kabul etmez Ancak daha kuvvetli veya daha zayıf olması sözkonusu olabilir Bu sebeple Ehli Sünnet alimleri şöyle demişlerdir: “İmanın hakikatı ve mahiyeti, ne artar ne de eksilir, çünkü iman; a “Mu’menun bih denilen “iman edilecek şeyler bakımından da, b Aslı ve hakikat bakımandan da fazlalık ve noksanlık kabul etmez Halbuki amel ve taatlar, tabiatı ve keyfiyeti itibariyle zaman içinde günbegün artış gösterir Kalpteki tasdik ise, o haliyle bâkidir Esas itibariyle keyfiyeti malum olan böyle bir tasdikte bir değişiklik olmaz Çünkü imanda aslolan tasdik, inanılacak şeylere iz’an ve kabul ile tereddütsüz inanmaktır İman ve tasdikin kesbi ve ihtiyari oluşundan maksat budur Zira tasdik, bu şekilde kesin ve tereddütsüz olmazsa, o tasdik değil, “tasavvurdur, “zandır Zan ve şüphe ise, kesin iman ile bağdaşmaz Bu esasa göre şer’i iman; ne aslı ve hakikatı ve ne de taalluk ettiği şeyler bakımından fazlalık ve noksanlık kabul etmez
İmamı A’zam Ebu Hanife (rha) “İman ne artar, ne de eksilir Çünkü imanın fazlalığı, ancak küfrün azalmasını; imanın azalması da, ancak küfrün artmasını tasavvur etmek suretiyle anlaşılır Bu ise bir şahsın bir anda hem mü’min, hem de kâfir olmasını gerektirir Bu hüküm batıldır, geçersizdir Çünkü mü’min hakikaten mü’mindir Mü’minin imanında şek şüphe bulunmaz Nitekim kâfirin de küfründe tereddüdü yoktur demekte ve bu hususa delalet eden (yukarıda zikrettiğimiz manadaki) ayetleri zikretmektedir
İman, taalluk ettiği mü’menun bih (inanılacak şeyler) bakımından da artmaz, eksilmez Çünkü iman edilmesi gereken hususlar, Rasulullah Hz Muhammed’in (sav) getirdiği ilahi esasların tamamıdır Bunların hepsine inanmak farzdır Bazısına inanılır, bazısına inanılmazsa (veya alay konusu yapılırsa) buna iman denmez
elEnfal suresinde geçen; “Allah’ın ayetleri onlara okunduğu zaman imanları artar (82) mealindeki ayeti kerimede artacağı bildirilen imanın kemali olduğu ifade edilir İmamı Azam, bu artmayı şöyle açıklar “Ashabı Kiram Asrı Saadette, Hz Peygambere ve Kur’anı kerim’e, esas itibariyle icmalen (topluca) iman etmişlerdir Sonra farz kılınan bir hükmün gelişini bir başka farz veya vacip hüküm takip ettikçe, onlar da, yeni hükümlere iman etmekte idiler Yeni hükümlere inanıyorlar, ayrıca icmalen anlatılanlar tafsil edilip açıklandıkça onlara da inanıyorlar, böylece imanları da fazlalaşıyordu
Dolayısıyla iman edilmesi gereken şer’i hükümler arttıkça, iman da artar Bu ise Peygamber’in (sav) asrından başka bir zaman için düşünülemez Bu ayet şöyle de te’vil edilmiştir İman ve tasdikte sabit ve daim olmak, her an iman üzerine bir ziyadeliktir Yani zamanın artması ile iman da bu manada artmış olur Çünkü iman, iman ile kaim olan bir araz, bir sıfattır Ancak emsalinin yenilenmesi suretiyle varlık ve devamlılık arzeder Zira bir araz iki zamanda baki olmaz İmanın artması, bereket ve tesirinin artması, nurunun parlaması ve kalp içindeki ilahi ışığın kuvvetlenip artması anlamına da gelir
Sözün özü şudur: Ehli Sünnet’e ve muhakkik alimlerin çoğunluğuna göre iman; hakikatı ve taalluk ettiği şeyler bakımından, fazlalık ve noksanlık kabul etmez İmanda ziyade ve noksandan maksat; imanın kuvvetli veya zayıf olması demektir Bir müslümanın imanı, bu manada daha kuvvetli veya daha zayıf olabilir Nitekim, mesela müslümanlardan herhangi birinin imanının, Rasulullah (sav) Efendimizin imanı veya Hz Ebu Bekir’in (ra) imanı kadar tahkik ve yakin bakımından kuvvetli olmadığında, ittifak, hatta icma vardır Mesela peygamberlerin, Allah Teala’ya ve meleklere imandaki tasdik ve yakini ümmetten birinin tasdiki ve yakini gibi değildir İmam Fahruddin erRazi’ye göre; tasdikte aranan yakinin üç derecesi vardır Bunlar; ilme’lyakin, ayne’lyakin ve hakka’lyakin’dir Üçüncüsü ikincisinden, ikincisi de birincisinden daha kuvvetli ve yüksektir Bu yakin derecelerine göre, bir müslümanın imanı diğerlerinden daha kuvvetli veya zayıf olabilir İman kuvvetinde hakka’lyakin derecesine ulaşmak; peygamberlere, ilim sahibi evliyaullah’a ve ilmiyle amil, büyük alimlere mahsustur Bu esasa göre; imanın kemalinden sayılan amel ve taat (salih amel ve ibadetler)in fazla olması, imana kuvvet; eksik olması ise zayıflık verir
Önemli bir husus da şudur: Şayet amel imanın hakikatından bir rükun olsaydı, büyük günah işleyen asi müslümanların iman dairesinden çıkmaları ve tekfir edilmeleri gerekirdi Bu ise çoğunluğu avam olan ve bir büyük günah işlemekten kurtulamayan, ama kalbi imanla mutmain olarak Rabbinin af ve mağfiretinden ümidini kesmeyen milyonlarca müslüman için, çok acı bir son, çok katı ve tehlikeli bir hüküm olurdu Halbuki Ehli Sünnet alimlerine göre; yanılıp işlenen büyük bir günah sahibini imandan çıkarmaz ve onu küfre sokmaz Ancak işlenen günahı helâl saymamak, onu hafife veya alaya almamak şarttır Nitekim Asrı Saadetten günümüze kadar, kebire (büyük günah) sahibi olanlar, âsi müslüman sayılmış iseler de, işledikleri büyük günahlardan dolayı –tevbe etmeseler dahi mü’min ve ehli kıble sayılarak tekfir edilmemişlerdir Bu gibiler ölünce, namazları kılınmış, kendileri için dua ve istiğfarda bulunulmuş ve müslüman mezarlığına gömülmüşlerdir O halde kebire sahibi âsi müslümanların mü’min olduklarında, ölünce kendilerine müslüman muamelesi yapılması gerektiğinde icma’ vardır
Sonuç olarak şu gerçeği de iyi bilmek gerekir ki; hakiki imana sahip gerçek mü’min olan (ergeç) Cennete girmek mümkün olmamakta ise de, Allah’ın rızasını kazanarak Cehennem azabından kurtulmak ve Cennete girerek ebedi saadete ermek te, ancak, yakini imanla beraber, Allah Teala’ya hakkıyla ibadet etmek ve salih amel işlemekle mümkün olacaktır Allah’ın rahmet ve mağfireti, takva sahibi olan gerçek mü’minlerdir
İmanı, kalbin ve benliğin onayladığı ve bağlandığı bir durum olarak kabul ettiğimizde, bu bağlılık ve onayın güçlenmesi ve zayıflaması yönünde bir artış ve eksilmesi elbette mümkündür Münafık karakterli kimselerde imanın azaldığı ve küfre yaklaştığı görülür Gerçek mü'minlerde ise imanın artışı ve bağlılığın güçlenmesi, olgunlaşması göze çarpar Kur'an'da bunu açıkça görebiliriz:
Bir sure indirildiği zaman, münafıklar arasında 'bu sure, hanginizin imanını artırdı?' diyenler vardır İşte o sure iman edenlerin imanını artırmıştır ve bunu birbirlerine müjdelerler(Tevbe: 9124)
Onlara bazı kimseler, 'insanlar size karşı birleştiler, onlardan korkundemişlerdi de bu, onların imanını artırmış ve 'Allah bize yeter, O, ne güzel vekildir' demişlerdi(Ali İmran: 3173)
“Ve bu, onların ancak imanlarını ve teslimiyetlerini artırdı (Ahzab: 3322)
“Mü’minler o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir, kendilerine Allah’ın ayetleri okunduğu zaman bu, imanlarını artırır (Enfal: 82)
“Kitap verilmiş olanlar iyice inansın, iman edenlerin imanını artırsın (Müddessir: 7431)
“Allah onların hidayetini artırmış ve onlara takvalarını vermiştir (Muhammed: 4717)
Allah, onları küfürleri dolayısıyla lanetlemiştir Bu sebeple çok az inanırlar(Nisa: 446)
İman muhteva (içerik) yönünden ise, yani iman edilmesi gereken hususlara parça parça peyderpey inanma gibi bir artış veya bunda bir azalma kabul etmez Çünkü doğru iman, ancak tam teslimiyet ve bütünüyle kabul etmekle geçerli olur Kısmî iman, kısmî küfür demektir Bir kısmını inkâr da tamamını inkâr gibidir İman edilmesi gereken unsurlar birbirine bağlı bir bütündür Dolayısıyla ya tam iman, ya da küfür var demektir Küfrün az veya çok olması küfür olmasını değiştirmez
Siz Kitab'ın bir kısmına inanıp bir kısmını küfr (inkâr) mü ediyorsunuz? Sizden böyle yapanın cezası, dünya hayatında zillet, kıyamet gününde azabın en şiddetlisine uğratılmaktır(Bakara: 285)
Hoşuna giden şeylere iman eden, hoşlanmadığı ve zor gelen şeyleri inkâr eden, ancak arzularını ilah edinen menfaatperest kimsedir

İmanın Muhafazası, Kazanılmasından Daha Zordur:


İmanın en büyük düşmanı olan şeytan ve diğer kuvvetler karşısında, imanın ömür boyu korunup muhafaza edilmesi, onu kazanmaktan daha zordur Çünkü imanı zayi edecek birçok menfi tesirler, pek çok sebepler vardır Bunlara yukarıda kısaca işaret etmiştik Şayet bir kimsenin imanına aykırı herhangi bir hata, onunla bağdaşmayan bir hal vaki olursa, derhal imanını yenileyerek tevbe istiğfar etmesi, her zaman Allah Teala’nın rahmet ve inayetine sığınması lazımdır Çünkü mü’min ne kadar günahkâr da olsa, Allah’ın rahmetinden ümidini kesmez; ne kadar zühdü takva sahibi de olsa, O’nun şiddetli azabından emin olamaz Buna “Beynelhavfi ve’rreca mertebesi denir Bu sebeple, ebedi saadete ermek için, irade ve ihtiyar ile kazanılıp muhafaza edilen imana, son nefeste de sahip olmak lazımdır Meselâ; hayatı boyunca iman üzere olan bir kimse, ömrünün sonunda imanını kaybederek ölse, ebedi azaba müstehak olur Bunun aksine, hayatı küfür ve isyanla geçen bir kimse, ölmeden önce, herhangi bir baskı olmadan kendi hür iradesi ve ihtiyarı ile samimi bir şekilde iman edip şer’an mü’min vasfını kazanıp bu hal üzere son nefesini verse, İslam’a göre ebedi saadete mazhar olur Mazide ömrü boyunca yaptığı küfür ve isyan, affedilmiş olduğundan bu hükme engel teşkil etmez
İman etmek görüldüğü gibi zor değildir; ancak, mü’min kalmak ve mü’min olarak ölmek çok kolay değildir Bu zorluk, özellikle İslam’ın hâkim olmadığı ve haramların alabildiğini yayıldığı yaşadığımız topraklarda daha da büyüktür Bir mü’minin imanını koruması için, yalnız İslam dininin zorunlu kıldığı iman esaslarına inanmak, imanın bütünlüğünü korumak, şirkin tüm uzantılarından sakınmak, imanda sebat etmek ve asla ümitsizliğe kapılmamak gerekir Mü’min, imandan çıkaran bir söz söylemek ve bir davranışta bulunmaktan bütün gücüyle kaçınmak zorundadır
Zarûrâtı diniyyeden olan hükümlerden herhangi birini inkâr veya yalanlama, kişiyi imandan çıkarır Mesela, bir kimse, Allah’ın varlığına, birliğine, kitaplarına, meleklerine iman ettiğini söylese, ancak peygamberlere inanmadığını söylese, bu kimsenin imanı sahih değildir Çünkü iman bir bütündür, cüzlere ayrılmayı, parçalanmayı kabul etmez Yine Kur’an’a inandığını beyan eden bir kimse, onun herhangi bir ayetini reddetse, mü’min olamaz Çünkü Kur’an’dan olduğu sabit olan herhangi bir ayeti, ayetin hükmünü inkâr etmek küfürdür Mü’min, imanın bütünlüğünü korumak zorundadır Bu da, Allah'a ve ahiret gününe inanmak, Allah’ın ve Rasülü’nün haram kıldığını haram tanımak, hak dinini din edinmek suretiyle gerçekleşir
Mü’min, Allah'a olan ibadet ve itaatında, ümit ile korku arasında ölçülü biçimde hareket etmelidir Mü’min, ne yaptığı işlerden emin olarak azaptan uzaklaştığına emin olur; ne de işlediği günahların çokluğundan korkarak asla affedilmeyeceğine Allah, rahmetinden, bağışlamasından mü’minlerin ümit kesmemelerini emrediyor
“İman edip salih iş yapanlar cennet halkıdır; orada ebedi kalacaklardır (Bakara: 282)
Allah Rasülü de şöyle buyuruyor:
“Şu üç şey, kendisinde bulunan kimse, imanın tadını bulur: 1 Allah ve Rasülü, kendisine başkalarından daha sevgili olmak, 2 Sevdiğini yalnız Allah için sevmek, 3 Ateşe atılmaktan kaçındığı gibi küfre dönmekten kaçınmak

Alıntı
 

Similar threads

Sitemizdeki aynı konuları tekrar etmeden kısaca sizin istediğiniz soruya cevap vermeye çalışalım: a İmam Azam’a göre, İman, artma ve eksilme kabul etmez İman ne artar ne de eksilir (bk elVasiyye s, 72) b İmam Malik şöyle der: İman söz ve ameldir artar ve eksilir (TertibulMedarik , 247) c...
Cevaplar
0
Görüntüleme
85
İnanmak ve inanmamak, insanlığın var olduğu günden beri ilgi duyduğu en önemli iki konudur Allah Teâlâ'nın gönderdiği bütün peygamberler bu iki konuda insanları uyarmışlar; imanın faziletini, inançsızlığın ise korkunç akibetini duyurmuşlardır İnanmak ve inanmamak bugünkü insanın da en önemli iki...
Cevaplar
0
Görüntüleme
114
İnanmak ve inanmamak, insanlığın var olduğu günden beri ilgi duyduğu en önemli iki konudur Allah Teâlâ'nın gönderdiği bütün peygamberler bu iki konuda insanları uyarmışlar; imanın faziletini, inançsızlığın ise korkunç akibetini duyurmuşlardır İnanmak ve inanmamak bugünkü insanın da en önemli iki...
Cevaplar
0
Görüntüleme
105
İslami ıstılah olarak iman, Peygamberimiz Hz Muhammed (sas)'in Allah (cc) tarafından getirdiği kesin olarak bilinen haber, dini esas ve hükümlerin doğru ve gerçek olduğuna tereddütsüz inanmak, bunların tamamını iz'an ve kabul ile tasdik ve itiraf etmektir Yani Allah'a, Hz Muhammed (sas)''in son...
Cevaplar
0
Görüntüleme
105
İman ve imanın alameti Sual: İnsan, kendisinin mümin olduğunu bilebilir mi? İmanın alameti nedir? CEVAP İman, Amentü'de bildirilen altı esasa inanmaktır Hadisi şerifte buyuruluyor ki: (İman; Allah’a, meleklere, kitaplara, peygamberlere, ahiret gününe, yani Kıyamete, Cennete, Cehenneme...
Cevaplar
0
Görüntüleme
98
858,506Konular
982,803Mesajlar
30,612Kullanıcılar
D-AZYSon üye
Üst Alt