iltasyazilim
FD Üye
Allah'a kul ve köle olmanın dışında, her insan hür olarak yaratılmıştır Hürriyet insanın vazgeçilmez bir hakkı, ayrılmaz bir hususiyetidir Bununla beraber, insanın, insan olma itibariyle haysiyet ve şerefinden gelen bir hürriyet hakkı, hemen hemen tarihin bütün devirlerinde elinden alınmıştır Çeşitli harp ve baskınlar neticesinde insanlar hürriyetlerinden mahrum edilmiş, bir mal gibi alınıp satılır hale getirilmiştir Bilhassa Roma hukuku ve Yunan felsefesi köleliği zarurî bir ihtiyaç haline getirmiş, insanları bir eşya gibi pazara dökmüştür
Diğer taraftan her millet, düşmanının kuvvetini azaltmak, nüfusunu eksiltmek ve kendi kuvvetim artırmak için esirlik müessesesini yaşatmayı zaruret halinde görmüştür
İslâmiyetten önce Araplar arasında da kölelik bütün şiddet ve dehşetiyle devam ediyordu Kabileler arasındaki çarpışmalar ve yağmalamalar aralıksız olarak sürüyordu Düşman taraftan esir olarak alınan kadın, erkek ve çocuklar kölelileştiriliyordu Cahiliye Araplannın nazarında kölelik hayvanlıktan aşağı telâkki ediliyordu Bunun için onları insanlık dışı işlerde çalıştırıyorlar, her türlü zulüm ve işkenceyi reva görüyorlardı Bazan onları aç susuz bırakarak ölüme terk ediyorlar, bazan de öldürüyorlardı Kadınları cariye olarak kullanıyorlardı Öyle ki âdeta cariyelik teşvik edilen birşey haline gelmişti Sırf bunun için başka kavimlere baskınlar düzenliyorlar, erkekleri öldürerek kadınlarını esir alıyorlardı
İşte İslâmiyet böyle bir zamanda zuhur etti O devirde insanlığın yarası olan böyle bir meseleyi tamamen ortadan kaldırmak mümkün olmadığı gibi, o zamanki durum zaten buna müsait de değildi Esaret müessesesinin kaldırılması henüz yeni kurulmakta olan İslâm devleti için birtakım güçlükler getirebilirdi Şöyle ki:
Her hususta olduğu gibi dinimizin cihad anlayışı diğer milletlerin savaş anlayışından farklıdır Dinimizin cihaddan gayesi, zulmetmek, kan dökmek, kuru kuruya beldeler fethetmek değil, Cenabı Hakkın ismini duyurmak, İslama yöneltilen hücumları önlemek, insanlara dünya ve âhiret saadeti temin etmektir Bu sebeple düşman da olsa savaşa fiilen iştirak etmedikçe, kadınları, çocukları ve ihtiyarları öldürmek Peygamberimiz tarafından yasaklanmıştır 1 Fakat bunları serbest bırakmanın İslâm devleti için bir tehlike olacağı da ortadadır Çünkü bir kaç yıl sonra nüfusları yeniden artacağından Müslümanlar için bir tehlike teşkil etmeleri mümkündür Bu durumda bunların esir alınması artık bir zaruret haline gelmişti
Diğer taraftan, karşı taraf, Müslümanları esir etmekten geri durmuyordu Dengenin temin edilmesi için Müslümanların da onlardan esir almaları gerekiyordu Böylece hem denge temin ediliyor, hem de karşı taraf kuvvetten düşürülüyordu Ayrıca alınan esirlerle Müslüman esirler takas yapılarak Müslümanlar esaretten kurtarılmış oluyordu Yine esirler fidye karşılığı serbest bırakılmakla İslâmiyetin yayılması için maddî destek temin ediliyordu
Görüldüğü gibi, köleliği ve cariyeliği ilk defa İslâmiyet icat etmemiştir Birtakım zaruretler sebebiyle her ne kadar ortadan kaldırmamışsa da, onu tamamen hürriyete yol açabilecek şekilde ıslâh etmiştir
Tarihin her devrinde insanlık dışı işlerde kullanılan zulüm ve işkencenin her türlüsü reva görülen köleler, ancak İslâmiyet sayesinde rahat bir nefes alabilmişlerdir Dinimiz kölelik müessesesini vahşi ve iptidaî suretten çıkarıp, insanî bir hayata kavuşturmuştur Köleye birçok hak verilmiş ve bunlar devletin himayesi altına alınmıştır
Hadis ve fıkıh kitaplarımızda Itkyani köle azadıbaşlığı altında bu hakların izah edildiği bir bölüm mevcuttur
Dinimizde, hürriyet nimetinden mahrum kalanlara karşı büyük bir şefkat ve himaye gösterilmiş, hürriyetlerini kaybetmiş insanların tekrar hürriyetlerine kavuşabilmeleri için bazı hükümler getirilmiştir Meselâ mü'minin bir hata ve kusuru sonunda, günahını affettirebilmek için keffaret ödemesi gerekmektedir Ramazan orucunu bozan, yanlışlıkla adam öldüren, yeminini bozan kimseler bu hatalarının affı için keffaret öderler İşte bu keffaretlerin başında köle ve cariye azat etmek ilk sırayı almaktadır Bu hususta birçok âyeti kerime mevcuttur
Savaşı müteakip hürriyetini kaybeden köle ve cariyeler her ne kadar farklı statüye tâbi iseler de yine de birer insandırlar Bunun için dinimizde köle ve cariyeyi hürriyetine kavuşturmak en büyük hayırlar arasında zikredilmiş, bir ibadet hükmünü taşımıştır Buna teşvik eden birçok hadisi şerif mevcuttur Bu hadislerden birisi şu mealdedir:
Bir kimse, erkek veya kadın mü'min bir köle azat ederse, Allah o kölenin her âzası karşılığında bir azasını Cehennemden azat eder2
Köle azadını teşvik eden bir diğer esas da mukâtebliktir Bu da, efendisi tarafından bir kıymet takdir olunarak, kölenin bu parayı kazanıp ödemesi yoluyla azat olmasıdır Cenabı Hak mü'minleri buna teşvik etmiş ve bu hususta şöyle buyurmuştur:
Kölelerinizden mukâtebe olmak isteyenleri de, eğer kendilerinde bir hayır biliyorsanız, hemen kitabete bağlayın ve onlara Allah'ın size verdiği maldan verin, size olan borçlarından düşürün3
Ayrıca böyle bir kölenin hürriyetine kavuşması için Müslümanların verecekleri en sevaplı sadakaların böyle bir köleye verilen sadaka olduğu belirtilmiştir
Diğer taraftan dinimiz, köle ile efendisi arasında eşit hayat ve geçim şartını da getirmiştir Köle olan kişinin ailenin bir ferdi olarak görülmesi, efendi ile kölenin aynı sofrada yemek yemesi tavsiye edilmiştir Dinimize göre; efendi, kölesine yediğinden yedirmeli, giydiğinden giydirmelidir Efendi, kölesine eziyette bulunmamalıdır4
Köleler hakkında bir diğer husus da; efendinin, kölesinin izzeti nefsini rencide edecek şekilde çağırmasının uygun olmadığıdır Efendinin, kölesini, kölem, cariyemşeklinde değil; oğlum, kızımşeklinde çağırması tavsiye edilmiştir5
Yine köle ve cariyeler umumiyetle eğitim ve öğretimden mahrum kimseler olduklarından onların cahil bırakılmayıp, okutulması ve yetiştirilmesi efendinin vazifeleri arasındadır
Görüldüğü gibi, kölesini azat etmeyen kimselerin bu şartlarda köle tutması ve beslemesi ağır bir mes'uliyet getirmektedir Ahmed Cevdet Paşa, efendinin, mükellef olduğu vazifeleri yerine getirerek köle tutabilmesinin zorluğunu şu veciz cümle ile ifade eder: Müslümanlıkta köle almak, köle olmaktır
Evet İslâmiyetin kölelik meselesini ıslâh ettiği, hukuk sisteminde ona geniş bir yer vererek hakkını müdafaa ettiği düşünülünce, bu hususta ne kadar büyük bir inkılâp gerçekleştirdiği görülmüş olur
Dünyaya medeniyet dersi veren Batının, asırlardır sömürge ve istilâ belasıyla insanları, bilhassa İslâm âlemini ezip sömürdüğü, hattâ Amerika'nın ve Güney Afrika'nın bugünlerde dahi zencilere ikinci sınıf vatandaş muâmelesi yaptığı gerçeği hatırlanırsa, köleliği hangi milletin devam ettirdiği anlaşılmaz mı? Yarım asırdan fazla olarak Demirperde ülkelerinde Rusya'nın zavallı insanlara reva gördüğü zulüm, canavarlara bile rahmet okutmuştu İnsanları evlerinden, yurtlarından kovarak Sibirya'nın kamplarında insanlık dışı işkence ve zulümlere boğduğu inkâr edilemez
Bu hususları dikkate alarak kölelik müessesesini İslâmiyetin icat etmediği, bu müesseseyi ıslâh ettiği hususunda yanlış bir telâkkiye kapılmaya gerek yoktur Bu ifadeler ışığında insanlığa gerçek hürriyet ve hidayeti İslâmın getirdiği bir defa daha görülmüş olur
Cariye ve statüsü
Savaş sırasında düşman tarafından esir edilen kız ve kadınlar cariyeolarak alınır Hukuk itibariyle ganimet sayıldıklarından İslâm devleti tarafından hizmetçiye ihtiyacı olan gazilere verilirdi Azat edilmedikleri müddetçe de, ticarî bir eşya gibi alınıp satılırdı Artık o andan itibaren cariyeailenin bir parçası ve bir ferdi olarak kabul edilir, ona göre muamele görürdü Cariyenin sahibi olan efendionu şahsî hizmetlerinde ve ev işlerinde istihdam edebildiği gibi, isterse, ayrıca bir nikâh kıymaya ihtiyaç duymadan istifade edebilirdi Bu durum her ne kadar ilk anda garip karşılanacak olsa da, tarihî şartları içinde bu gayet normal ve tabii karşılanırdı Zâten ayrıca bu hususta Kur'ân'ın verdiği bir ruhsat da mevcuttur Mü'minûn Sûresinin 5 ve 6 âyetlerinde bu ruhsat şöyle ifade edilir:
O mü'minler ki, ırzlarını korurlar; ancak hanımlarına ve sahip oldukları cariyelerine karşı münasebetleri müstesnadır Bunlarla olan münasebetlerinden dolayı kınanmazlar
Efendinin, cariyesinden cinsî yönden istifade etmesinin, cariyenin hesabına iki mühim hikmet ve faydası vardır Birincisi ve en mühimi, esir düşen ve sahipsiz kalan bu kadınların bu vesile ile ihmal edilmeleri önlenmiş olur Çünkü, aksi takdirde, cariyelerin fuhşa düşmeleri, zinaya girmeleri ihtimali kaçınılmaz olduğu gibi, efendisinin evine de bağlı kalmış olur
Diğer bir faydası, cariyenin efendisinden bir çocuğu olduğu takdirde çocuğun annesimânâsına ümmü'lveledsayılmaktadır Cariyeden doğan bu çocuk hür kabul edilir Çocuğun doğumu ile annesi de, efendisinin ölümünden sonra mirasçılarına geçmeyip hürriyetine kavuşmaktadır Çocuk olmasaydı, efendisi de azat etmeseydi, diğer mallar gibi cariye de miras olarak kalacaktı
Efendinin, cariyesi ile karıkoca olmaları da şart değildir Efendi, onu sadece bir hizmetçi olarak istihdam edebilmektedir Ayrıca, cariyenin kocası esirler arasında ise, eşlerin nikâhları devam edeceğinden, efendinin bu cariye ile münasebette bulunması caiz değildir Hattâ erkek başka birisinin, kadın da bir başkasının yanında köle ise, yine efendi, yanında bulunan bu kadın köleden cinsî yönden faydalanamaz6
Bu meselelerle birlikte, Kur'ânı Kerim, erkek ve kadın kölelerin birbirleriyle evlendirilmesini de teşvik etmiştir Nur Sûresinde meâlen şöyle buyurulur:
Bir de içinizden bekârları ve kölelerinizle cariyelerinizden sâlih olanları evlendiriniz Eğer fakir iseler, Allah onları kendi lütfundan zengin eder7 Böylece kölelerin kendi aralarında bir nevi eşitlik sağlanmış olur
Her vesile ile kölenin hürriyetine kavuşturulmasını tavsiye eden dinimiz, cariyenin de nikahlanarak ev hanımı yapılmasını teşvik etmiştir Bir hadisi şerifte Peygamber Efendimiz bu hususu şöyle ifade ederler:
Sizden cariyesi olan biriniz onu en güzel bir şekilde terbiye eder, yetiştirir de sonra azat edip onunla evlenirse, onun için iki sevap vardır8
Bu açıklamalar göz önüne alınırsa, İslâmın köle ve cariyeleri ne kadar himaye ettiği, onların haklarını koruduğu açıkça görülecektir Cariye sadece kadınlığındanistifade edilen bir insan olarak da görülmemektedir O aynı zamanda evin bir ferdi, ailenin bir parçasıdır Ailenin, hanımından sonra evin en sorumlu kadınıdır
Bir insan sahip olduğu cariyesini azat edip hürriyetine kavuşturabildiği gibi, onu bir başkasına hediye olarak da verebilirdi İşte Mısır hükümdarı Mukavkıs'ın Peygamber Efendimize (asm) gönderdiği iki cariye de bu kabildendir Zaten bu iki cariye Mısır'dan gelirken yolda Müslüman olmuşlardı Bilindiği gibi Peygamberimiz bu cariyelerden Mâriye'yi kendi nikâhı altına almıştı Daha sonra Hz Mâriye'den Hz İbrahim dünyaya gelmişti Hz İbrahim'in doğumundan sonra Peygamberimiz Hz Mâriye'yi hürriyetine kavuşturdu Böylece Mâriye, diğer Peygamber hanımlarının gıpta edeceği bir mevkie yükselmişti Şîrin isimli diğer cariyeyi de Peygamberimiz, şâiri Hassan bin Sabit'e verdi
Bu hadiseyi misal getirerek, bugün gayrı müslim ülkelerden cariyeolarak nikâhsız bir şekilde kadın alınamaz Çünkü artık tarihî bir hadise olan cariyelik müessesesi günümüzde hiçbir şekilde tatbik edilmemektedir Diğer taraftan Peygamberimize hediye edilen cariye, Mukavkıs'ın yanında da cariye idi Yoksa Mukavkıs kendi milletinden bir kadını Peygamberimize hediyeolarak göndermiş değildi
Konuyla ilgili bilgi almak için tıklayınız
1 Müslim , Cihad: 24; İbni Mâce , Cihad: 30
2 Müslim , Itk: 21; Bııtnn , Itk: 1
3 Nur Sûresi, 33
4 Buharı, Itk: 15
5 age 16
6 Istılâhatı Fıkhiyye Kamusu, 3:402
7 Nur Sûresi, 32
8 Buharı ,Itk: 15
Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilirForumTR üyesi olmak için tıklayınız
Diğer taraftan her millet, düşmanının kuvvetini azaltmak, nüfusunu eksiltmek ve kendi kuvvetim artırmak için esirlik müessesesini yaşatmayı zaruret halinde görmüştür
İslâmiyetten önce Araplar arasında da kölelik bütün şiddet ve dehşetiyle devam ediyordu Kabileler arasındaki çarpışmalar ve yağmalamalar aralıksız olarak sürüyordu Düşman taraftan esir olarak alınan kadın, erkek ve çocuklar kölelileştiriliyordu Cahiliye Araplannın nazarında kölelik hayvanlıktan aşağı telâkki ediliyordu Bunun için onları insanlık dışı işlerde çalıştırıyorlar, her türlü zulüm ve işkenceyi reva görüyorlardı Bazan onları aç susuz bırakarak ölüme terk ediyorlar, bazan de öldürüyorlardı Kadınları cariye olarak kullanıyorlardı Öyle ki âdeta cariyelik teşvik edilen birşey haline gelmişti Sırf bunun için başka kavimlere baskınlar düzenliyorlar, erkekleri öldürerek kadınlarını esir alıyorlardı
İşte İslâmiyet böyle bir zamanda zuhur etti O devirde insanlığın yarası olan böyle bir meseleyi tamamen ortadan kaldırmak mümkün olmadığı gibi, o zamanki durum zaten buna müsait de değildi Esaret müessesesinin kaldırılması henüz yeni kurulmakta olan İslâm devleti için birtakım güçlükler getirebilirdi Şöyle ki:
Her hususta olduğu gibi dinimizin cihad anlayışı diğer milletlerin savaş anlayışından farklıdır Dinimizin cihaddan gayesi, zulmetmek, kan dökmek, kuru kuruya beldeler fethetmek değil, Cenabı Hakkın ismini duyurmak, İslama yöneltilen hücumları önlemek, insanlara dünya ve âhiret saadeti temin etmektir Bu sebeple düşman da olsa savaşa fiilen iştirak etmedikçe, kadınları, çocukları ve ihtiyarları öldürmek Peygamberimiz tarafından yasaklanmıştır 1 Fakat bunları serbest bırakmanın İslâm devleti için bir tehlike olacağı da ortadadır Çünkü bir kaç yıl sonra nüfusları yeniden artacağından Müslümanlar için bir tehlike teşkil etmeleri mümkündür Bu durumda bunların esir alınması artık bir zaruret haline gelmişti
Diğer taraftan, karşı taraf, Müslümanları esir etmekten geri durmuyordu Dengenin temin edilmesi için Müslümanların da onlardan esir almaları gerekiyordu Böylece hem denge temin ediliyor, hem de karşı taraf kuvvetten düşürülüyordu Ayrıca alınan esirlerle Müslüman esirler takas yapılarak Müslümanlar esaretten kurtarılmış oluyordu Yine esirler fidye karşılığı serbest bırakılmakla İslâmiyetin yayılması için maddî destek temin ediliyordu
Görüldüğü gibi, köleliği ve cariyeliği ilk defa İslâmiyet icat etmemiştir Birtakım zaruretler sebebiyle her ne kadar ortadan kaldırmamışsa da, onu tamamen hürriyete yol açabilecek şekilde ıslâh etmiştir
Tarihin her devrinde insanlık dışı işlerde kullanılan zulüm ve işkencenin her türlüsü reva görülen köleler, ancak İslâmiyet sayesinde rahat bir nefes alabilmişlerdir Dinimiz kölelik müessesesini vahşi ve iptidaî suretten çıkarıp, insanî bir hayata kavuşturmuştur Köleye birçok hak verilmiş ve bunlar devletin himayesi altına alınmıştır
Hadis ve fıkıh kitaplarımızda Itkyani köle azadıbaşlığı altında bu hakların izah edildiği bir bölüm mevcuttur
Dinimizde, hürriyet nimetinden mahrum kalanlara karşı büyük bir şefkat ve himaye gösterilmiş, hürriyetlerini kaybetmiş insanların tekrar hürriyetlerine kavuşabilmeleri için bazı hükümler getirilmiştir Meselâ mü'minin bir hata ve kusuru sonunda, günahını affettirebilmek için keffaret ödemesi gerekmektedir Ramazan orucunu bozan, yanlışlıkla adam öldüren, yeminini bozan kimseler bu hatalarının affı için keffaret öderler İşte bu keffaretlerin başında köle ve cariye azat etmek ilk sırayı almaktadır Bu hususta birçok âyeti kerime mevcuttur
Savaşı müteakip hürriyetini kaybeden köle ve cariyeler her ne kadar farklı statüye tâbi iseler de yine de birer insandırlar Bunun için dinimizde köle ve cariyeyi hürriyetine kavuşturmak en büyük hayırlar arasında zikredilmiş, bir ibadet hükmünü taşımıştır Buna teşvik eden birçok hadisi şerif mevcuttur Bu hadislerden birisi şu mealdedir:
Bir kimse, erkek veya kadın mü'min bir köle azat ederse, Allah o kölenin her âzası karşılığında bir azasını Cehennemden azat eder2
Köle azadını teşvik eden bir diğer esas da mukâtebliktir Bu da, efendisi tarafından bir kıymet takdir olunarak, kölenin bu parayı kazanıp ödemesi yoluyla azat olmasıdır Cenabı Hak mü'minleri buna teşvik etmiş ve bu hususta şöyle buyurmuştur:
Kölelerinizden mukâtebe olmak isteyenleri de, eğer kendilerinde bir hayır biliyorsanız, hemen kitabete bağlayın ve onlara Allah'ın size verdiği maldan verin, size olan borçlarından düşürün3
Ayrıca böyle bir kölenin hürriyetine kavuşması için Müslümanların verecekleri en sevaplı sadakaların böyle bir köleye verilen sadaka olduğu belirtilmiştir
Diğer taraftan dinimiz, köle ile efendisi arasında eşit hayat ve geçim şartını da getirmiştir Köle olan kişinin ailenin bir ferdi olarak görülmesi, efendi ile kölenin aynı sofrada yemek yemesi tavsiye edilmiştir Dinimize göre; efendi, kölesine yediğinden yedirmeli, giydiğinden giydirmelidir Efendi, kölesine eziyette bulunmamalıdır4
Köleler hakkında bir diğer husus da; efendinin, kölesinin izzeti nefsini rencide edecek şekilde çağırmasının uygun olmadığıdır Efendinin, kölesini, kölem, cariyemşeklinde değil; oğlum, kızımşeklinde çağırması tavsiye edilmiştir5
Yine köle ve cariyeler umumiyetle eğitim ve öğretimden mahrum kimseler olduklarından onların cahil bırakılmayıp, okutulması ve yetiştirilmesi efendinin vazifeleri arasındadır
Görüldüğü gibi, kölesini azat etmeyen kimselerin bu şartlarda köle tutması ve beslemesi ağır bir mes'uliyet getirmektedir Ahmed Cevdet Paşa, efendinin, mükellef olduğu vazifeleri yerine getirerek köle tutabilmesinin zorluğunu şu veciz cümle ile ifade eder: Müslümanlıkta köle almak, köle olmaktır
Evet İslâmiyetin kölelik meselesini ıslâh ettiği, hukuk sisteminde ona geniş bir yer vererek hakkını müdafaa ettiği düşünülünce, bu hususta ne kadar büyük bir inkılâp gerçekleştirdiği görülmüş olur
Dünyaya medeniyet dersi veren Batının, asırlardır sömürge ve istilâ belasıyla insanları, bilhassa İslâm âlemini ezip sömürdüğü, hattâ Amerika'nın ve Güney Afrika'nın bugünlerde dahi zencilere ikinci sınıf vatandaş muâmelesi yaptığı gerçeği hatırlanırsa, köleliği hangi milletin devam ettirdiği anlaşılmaz mı? Yarım asırdan fazla olarak Demirperde ülkelerinde Rusya'nın zavallı insanlara reva gördüğü zulüm, canavarlara bile rahmet okutmuştu İnsanları evlerinden, yurtlarından kovarak Sibirya'nın kamplarında insanlık dışı işkence ve zulümlere boğduğu inkâr edilemez
Bu hususları dikkate alarak kölelik müessesesini İslâmiyetin icat etmediği, bu müesseseyi ıslâh ettiği hususunda yanlış bir telâkkiye kapılmaya gerek yoktur Bu ifadeler ışığında insanlığa gerçek hürriyet ve hidayeti İslâmın getirdiği bir defa daha görülmüş olur
Cariye ve statüsü
Savaş sırasında düşman tarafından esir edilen kız ve kadınlar cariyeolarak alınır Hukuk itibariyle ganimet sayıldıklarından İslâm devleti tarafından hizmetçiye ihtiyacı olan gazilere verilirdi Azat edilmedikleri müddetçe de, ticarî bir eşya gibi alınıp satılırdı Artık o andan itibaren cariyeailenin bir parçası ve bir ferdi olarak kabul edilir, ona göre muamele görürdü Cariyenin sahibi olan efendionu şahsî hizmetlerinde ve ev işlerinde istihdam edebildiği gibi, isterse, ayrıca bir nikâh kıymaya ihtiyaç duymadan istifade edebilirdi Bu durum her ne kadar ilk anda garip karşılanacak olsa da, tarihî şartları içinde bu gayet normal ve tabii karşılanırdı Zâten ayrıca bu hususta Kur'ân'ın verdiği bir ruhsat da mevcuttur Mü'minûn Sûresinin 5 ve 6 âyetlerinde bu ruhsat şöyle ifade edilir:
O mü'minler ki, ırzlarını korurlar; ancak hanımlarına ve sahip oldukları cariyelerine karşı münasebetleri müstesnadır Bunlarla olan münasebetlerinden dolayı kınanmazlar
Efendinin, cariyesinden cinsî yönden istifade etmesinin, cariyenin hesabına iki mühim hikmet ve faydası vardır Birincisi ve en mühimi, esir düşen ve sahipsiz kalan bu kadınların bu vesile ile ihmal edilmeleri önlenmiş olur Çünkü, aksi takdirde, cariyelerin fuhşa düşmeleri, zinaya girmeleri ihtimali kaçınılmaz olduğu gibi, efendisinin evine de bağlı kalmış olur
Diğer bir faydası, cariyenin efendisinden bir çocuğu olduğu takdirde çocuğun annesimânâsına ümmü'lveledsayılmaktadır Cariyeden doğan bu çocuk hür kabul edilir Çocuğun doğumu ile annesi de, efendisinin ölümünden sonra mirasçılarına geçmeyip hürriyetine kavuşmaktadır Çocuk olmasaydı, efendisi de azat etmeseydi, diğer mallar gibi cariye de miras olarak kalacaktı
Efendinin, cariyesi ile karıkoca olmaları da şart değildir Efendi, onu sadece bir hizmetçi olarak istihdam edebilmektedir Ayrıca, cariyenin kocası esirler arasında ise, eşlerin nikâhları devam edeceğinden, efendinin bu cariye ile münasebette bulunması caiz değildir Hattâ erkek başka birisinin, kadın da bir başkasının yanında köle ise, yine efendi, yanında bulunan bu kadın köleden cinsî yönden faydalanamaz6
Bu meselelerle birlikte, Kur'ânı Kerim, erkek ve kadın kölelerin birbirleriyle evlendirilmesini de teşvik etmiştir Nur Sûresinde meâlen şöyle buyurulur:
Bir de içinizden bekârları ve kölelerinizle cariyelerinizden sâlih olanları evlendiriniz Eğer fakir iseler, Allah onları kendi lütfundan zengin eder7 Böylece kölelerin kendi aralarında bir nevi eşitlik sağlanmış olur
Her vesile ile kölenin hürriyetine kavuşturulmasını tavsiye eden dinimiz, cariyenin de nikahlanarak ev hanımı yapılmasını teşvik etmiştir Bir hadisi şerifte Peygamber Efendimiz bu hususu şöyle ifade ederler:
Sizden cariyesi olan biriniz onu en güzel bir şekilde terbiye eder, yetiştirir de sonra azat edip onunla evlenirse, onun için iki sevap vardır8
Bu açıklamalar göz önüne alınırsa, İslâmın köle ve cariyeleri ne kadar himaye ettiği, onların haklarını koruduğu açıkça görülecektir Cariye sadece kadınlığındanistifade edilen bir insan olarak da görülmemektedir O aynı zamanda evin bir ferdi, ailenin bir parçasıdır Ailenin, hanımından sonra evin en sorumlu kadınıdır
Bir insan sahip olduğu cariyesini azat edip hürriyetine kavuşturabildiği gibi, onu bir başkasına hediye olarak da verebilirdi İşte Mısır hükümdarı Mukavkıs'ın Peygamber Efendimize (asm) gönderdiği iki cariye de bu kabildendir Zaten bu iki cariye Mısır'dan gelirken yolda Müslüman olmuşlardı Bilindiği gibi Peygamberimiz bu cariyelerden Mâriye'yi kendi nikâhı altına almıştı Daha sonra Hz Mâriye'den Hz İbrahim dünyaya gelmişti Hz İbrahim'in doğumundan sonra Peygamberimiz Hz Mâriye'yi hürriyetine kavuşturdu Böylece Mâriye, diğer Peygamber hanımlarının gıpta edeceği bir mevkie yükselmişti Şîrin isimli diğer cariyeyi de Peygamberimiz, şâiri Hassan bin Sabit'e verdi
Bu hadiseyi misal getirerek, bugün gayrı müslim ülkelerden cariyeolarak nikâhsız bir şekilde kadın alınamaz Çünkü artık tarihî bir hadise olan cariyelik müessesesi günümüzde hiçbir şekilde tatbik edilmemektedir Diğer taraftan Peygamberimize hediye edilen cariye, Mukavkıs'ın yanında da cariye idi Yoksa Mukavkıs kendi milletinden bir kadını Peygamberimize hediyeolarak göndermiş değildi
Konuyla ilgili bilgi almak için tıklayınız
1 Müslim , Cihad: 24; İbni Mâce , Cihad: 30
2 Müslim , Itk: 21; Bııtnn , Itk: 1
3 Nur Sûresi, 33
4 Buharı, Itk: 15
5 age 16
6 Istılâhatı Fıkhiyye Kamusu, 3:402
7 Nur Sûresi, 32
8 Buharı ,Itk: 15
Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilirForumTR üyesi olmak için tıklayınız