iltasyazilim
FD Üye
islam medeniyetinin öteki medeniyetlere etkisi nedir?
İslam medeniyetinin; bugünün ve geleceğin beşeri medeniyetlerinin tek alternatifi olduğu; tarihi ve ilmi bir gerçek olarak ortadadır İslam'ın, Arap yarımadasında parlamaya başladığı VII yüzyılda Dünya; Çin, Hint, İranSasani ve Doğu Roma(Bizans) imparatorluklarına bölünmüştü Fakat bu toplum sistemleri, donmuş ve devirlerini bitirmek üzere idiler Ve hiçbirisi diğerine alternatif değildi İslam, çağdaşı beşeri sistemlere, gerçek bir alternatif olarak doğdu Ve kısa bir sürede, yeryüzüne yayıldı Bir taraftan, yaklaşık olarak ışık hızıyla, bu imparatorlukları yerle bir edecek bedensel ekonomik askeri bir güç merkezi haline gelirken; öteki yana ortaçağın zifiri karanlığını, aydınlığa dönüştüren ilmin, tekniğin ve san'atın meş'alesini tutuşturdu
Özellikle İslam'ın ortaya koyduğu; zeka olarak, artı ve deneyde kullanılan ilmi metodoloji, Batı ilmi uyanışının(RönesansAydınlanma) kaynağını teşkil etmiştir Batı Rönesansı(Aydınlanması), reel ilhamını ve ayakları üstüne doğrulacak temellerini; ne Çin, ne Hint, ne de Yunan medeniyetinden almıştır
Bu medeniyetlerin; özellikle felsefi konulara yönelen Yunan medeniyetinin, kısır ve Aristocu bir karakter taşıdığı, tarihi bir gerçektir İslam medeniyeti ise, bu medeniyetlerin pozitif unsurlarından yararlanmakla beraber; tabiat, eşya ve kainat olaylarını; tutarlı, bütüncül ve ilmi bir metodla araştıran; denektecrübi çalışmaları başlatan bir medeniyettir Ancak uzun bir zaman Batı, kendi uyanışını, İslam bilim ve tekniğine bağlamak istememiş; hemen hemen bu tarihiilmi sahiden, kaçınmıştır Batı'nın uyanışını, eski Yunan'a irca etme gayreti; kuşkusuz, HaçHilal kavgasının, bir şuuraltı tepkisidir
Bugün artık gerçeklerin ortaya çıktığı çağımızda; geçmişteki bu karartmalar ve bugün Batı uygarlığının alternatifsiz olduğu; kullandığı yöntem ve normların, tek ve son hakiki olduğu varsayımları, anlaşılması mümkün olsa da, hakiki değildir Oysa İslam medeniyeti mensuplarının, kendilerini geçmişlerinden soyutlayarak; Batı medeniyetinin takipçileri olmaları, hiç de anlaşılabilir değildir Bugün Türk insanının, tarihiarkadaki planı iptal edilirken; geçmişe ait zihin kaydı, yıllardan beridir siliniyor Hafızası; yani tarihi şuuru olmayan fert ya da toplum; kendisini nasıl tanımlayacak, nasıl ilerleyecek ve gerçeğin izlerini nasıl takip edecek? Diğer kültür ve medeniyetler karşısında; onların yemi olmadan, nasıl ben de farklı bir kimlik ve kişiliğimdiyebilecek?
Kimliksiz fert ve toplumlar, kültürler ve uygarlıklar denizinde, boğulmaya mahkumdurlar Bir toplum için kimlik; ister doğru ister yanlış olsun, vazgeçilmezdir Kültür sistemleri ve sosyal düşünceler arasındaki etkileşim; yaklaşma, uzaklaşma ve uzlaşma gibi kavramlarla izah edilebilir Bilhassa esas ilkeleri ters olan iki kültürelsosyal sistem arasında; uzlaşmaz bir kavga vardır Bu kavga; açık ya da bakımlı, barışsever ya da savaşçı yollarla mutlaka devam eder Taraflardan hangisi zaafiyet taşır; yani diğerine cana yakın bakarsa; kuvvetli olan, cılız olan sosyokültür olguları etkiler Kuvvetliden zayıfa dürüst, kültürel eğilim başlar ancak bu; kültür değişiminin temel yasasıdır
Gerçekten bu şart, fizik kütleler arasındaki çekim yasasına aynı Yani kütlesi büyük(yoğun) bir gezegen, küçüğünü cezbeder ve kendisinin uydusu yapar Kainattaki tüm fizik sistemler, bu manada cazibe(çekim kuvveti) farklılaşmasından doğan cezbeden ve intibak yasasına tabidir İşte bu çekim yasası, kültür değişmelerini izahta da; vazgeçilmez ve açıklayıcı bir sosyal yasadır
Özetleyecek olursak; iki kültürtoplum tipinde, adaleli olandan zayıfa içten; önce kültürel eğilim başlar Peşinde, kuvvetli olan, zayıfı cezbederek temelden sarsar Kültür ve uygarlık anlamında kimlikten yoksun fert ve toplumlar; kuvvetli ve cazip olanın çekim yasasına, hiçbir dayanıklılık göstermeden teslim olurlar
Bugün, kendisini çağdaş uygarlık olarak takdim eden, bilimselteknolojik üstünlüğünü; kendi normlarının, en son ve en doğru modern gerçekler olduğu noktasında kullanan Batı kültürü; öteki toplum ve kültürleri adamakıllı etkileyerek, cezbetmiş bulunuyor Eşya, ilim ve insanı; bir tamlık içinde kavrayamayan ve gücü, bilgiyi ve parayı ilahlaştıran bu medenilik; yükselme için artma felsefesiyle, bilim ve teknolojiyi, amaç haline getirmiştir Çağdaş toplumları, büyüleyici gücüyle önce ayyaş etmekte, sonra da uygarlığının bir altsosyal sistemine dönüştürmektedir
Bu karadelik çekiminden, kim veya kimler kurtulabilecektir? Tarihikültürel arkadaki planı olmayan ve fikir kaybına uğrayan toplumlar mı? Batı kültürünün tarihi ve bugünkü yaşamı ile sürekli beslenen savunmasız genç beyinler mi? Kendi kimliğine ve tarihi kişiliğine tanıdık olmayan; üyesi bulunduğu medeniyetin, tarihteki rolünden ve bilimteknolojiye katkılarından habersiz bir toplum mu?
Neticede diyebiliriz ancak; kendisine kimlik, şahsiyet, moral ve başka bir toplum olma hüviyeti kazandıran bütün bu artı değerlerden yoksun; benzer anda da, başka bir medeniyetin bombardımanı aşağı yer alan toplumlar; çekimine ast oldukları uygarlıkların malzemesi olmaya, tarih sahnesinden silinerek, köleleşmeye mahkumdurlar
Bu bölümdeki incelemelerimizin konusu, İslam'ın; ilmi metodolojiye, ilim ve teknolojiye katkısı ile sınırlıdır İslam ilmi; astronomiden, tıbba; kimyadan deniz bilimciliğine kadar, geliştirdiği yöntem ve tekniklerle; bir taraftan Avrupa'nın skolastik Aristocu mantığını yerle bir ederken; üstelik Batı'daki ilmi uyanışın(RonesansAydınlanma) kaynağı olmuştur *
İslam medeniyetinin; bugünün ve geleceğin beşeri medeniyetlerinin tek alternatifi olduğu; tarihi ve ilmi bir gerçek olarak ortadadır İslam'ın, Arap yarımadasında parlamaya başladığı VII yüzyılda Dünya; Çin, Hint, İranSasani ve Doğu Roma(Bizans) imparatorluklarına bölünmüştü Fakat bu toplum sistemleri, donmuş ve devirlerini bitirmek üzere idiler Ve hiçbirisi diğerine alternatif değildi İslam, çağdaşı beşeri sistemlere, gerçek bir alternatif olarak doğdu Ve kısa bir sürede, yeryüzüne yayıldı Bir taraftan, yaklaşık olarak ışık hızıyla, bu imparatorlukları yerle bir edecek bedensel ekonomik askeri bir güç merkezi haline gelirken; öteki yana ortaçağın zifiri karanlığını, aydınlığa dönüştüren ilmin, tekniğin ve san'atın meş'alesini tutuşturdu
Özellikle İslam'ın ortaya koyduğu; zeka olarak, artı ve deneyde kullanılan ilmi metodoloji, Batı ilmi uyanışının(RönesansAydınlanma) kaynağını teşkil etmiştir Batı Rönesansı(Aydınlanması), reel ilhamını ve ayakları üstüne doğrulacak temellerini; ne Çin, ne Hint, ne de Yunan medeniyetinden almıştır
Bu medeniyetlerin; özellikle felsefi konulara yönelen Yunan medeniyetinin, kısır ve Aristocu bir karakter taşıdığı, tarihi bir gerçektir İslam medeniyeti ise, bu medeniyetlerin pozitif unsurlarından yararlanmakla beraber; tabiat, eşya ve kainat olaylarını; tutarlı, bütüncül ve ilmi bir metodla araştıran; denektecrübi çalışmaları başlatan bir medeniyettir Ancak uzun bir zaman Batı, kendi uyanışını, İslam bilim ve tekniğine bağlamak istememiş; hemen hemen bu tarihiilmi sahiden, kaçınmıştır Batı'nın uyanışını, eski Yunan'a irca etme gayreti; kuşkusuz, HaçHilal kavgasının, bir şuuraltı tepkisidir
Bugün artık gerçeklerin ortaya çıktığı çağımızda; geçmişteki bu karartmalar ve bugün Batı uygarlığının alternatifsiz olduğu; kullandığı yöntem ve normların, tek ve son hakiki olduğu varsayımları, anlaşılması mümkün olsa da, hakiki değildir Oysa İslam medeniyeti mensuplarının, kendilerini geçmişlerinden soyutlayarak; Batı medeniyetinin takipçileri olmaları, hiç de anlaşılabilir değildir Bugün Türk insanının, tarihiarkadaki planı iptal edilirken; geçmişe ait zihin kaydı, yıllardan beridir siliniyor Hafızası; yani tarihi şuuru olmayan fert ya da toplum; kendisini nasıl tanımlayacak, nasıl ilerleyecek ve gerçeğin izlerini nasıl takip edecek? Diğer kültür ve medeniyetler karşısında; onların yemi olmadan, nasıl ben de farklı bir kimlik ve kişiliğimdiyebilecek?
Kimliksiz fert ve toplumlar, kültürler ve uygarlıklar denizinde, boğulmaya mahkumdurlar Bir toplum için kimlik; ister doğru ister yanlış olsun, vazgeçilmezdir Kültür sistemleri ve sosyal düşünceler arasındaki etkileşim; yaklaşma, uzaklaşma ve uzlaşma gibi kavramlarla izah edilebilir Bilhassa esas ilkeleri ters olan iki kültürelsosyal sistem arasında; uzlaşmaz bir kavga vardır Bu kavga; açık ya da bakımlı, barışsever ya da savaşçı yollarla mutlaka devam eder Taraflardan hangisi zaafiyet taşır; yani diğerine cana yakın bakarsa; kuvvetli olan, cılız olan sosyokültür olguları etkiler Kuvvetliden zayıfa dürüst, kültürel eğilim başlar ancak bu; kültür değişiminin temel yasasıdır
Gerçekten bu şart, fizik kütleler arasındaki çekim yasasına aynı Yani kütlesi büyük(yoğun) bir gezegen, küçüğünü cezbeder ve kendisinin uydusu yapar Kainattaki tüm fizik sistemler, bu manada cazibe(çekim kuvveti) farklılaşmasından doğan cezbeden ve intibak yasasına tabidir İşte bu çekim yasası, kültür değişmelerini izahta da; vazgeçilmez ve açıklayıcı bir sosyal yasadır
Özetleyecek olursak; iki kültürtoplum tipinde, adaleli olandan zayıfa içten; önce kültürel eğilim başlar Peşinde, kuvvetli olan, zayıfı cezbederek temelden sarsar Kültür ve uygarlık anlamında kimlikten yoksun fert ve toplumlar; kuvvetli ve cazip olanın çekim yasasına, hiçbir dayanıklılık göstermeden teslim olurlar
Bugün, kendisini çağdaş uygarlık olarak takdim eden, bilimselteknolojik üstünlüğünü; kendi normlarının, en son ve en doğru modern gerçekler olduğu noktasında kullanan Batı kültürü; öteki toplum ve kültürleri adamakıllı etkileyerek, cezbetmiş bulunuyor Eşya, ilim ve insanı; bir tamlık içinde kavrayamayan ve gücü, bilgiyi ve parayı ilahlaştıran bu medenilik; yükselme için artma felsefesiyle, bilim ve teknolojiyi, amaç haline getirmiştir Çağdaş toplumları, büyüleyici gücüyle önce ayyaş etmekte, sonra da uygarlığının bir altsosyal sistemine dönüştürmektedir
Bu karadelik çekiminden, kim veya kimler kurtulabilecektir? Tarihikültürel arkadaki planı olmayan ve fikir kaybına uğrayan toplumlar mı? Batı kültürünün tarihi ve bugünkü yaşamı ile sürekli beslenen savunmasız genç beyinler mi? Kendi kimliğine ve tarihi kişiliğine tanıdık olmayan; üyesi bulunduğu medeniyetin, tarihteki rolünden ve bilimteknolojiye katkılarından habersiz bir toplum mu?
Neticede diyebiliriz ancak; kendisine kimlik, şahsiyet, moral ve başka bir toplum olma hüviyeti kazandıran bütün bu artı değerlerden yoksun; benzer anda da, başka bir medeniyetin bombardımanı aşağı yer alan toplumlar; çekimine ast oldukları uygarlıkların malzemesi olmaya, tarih sahnesinden silinerek, köleleşmeye mahkumdurlar
Bu bölümdeki incelemelerimizin konusu, İslam'ın; ilmi metodolojiye, ilim ve teknolojiye katkısı ile sınırlıdır İslam ilmi; astronomiden, tıbba; kimyadan deniz bilimciliğine kadar, geliştirdiği yöntem ve tekniklerle; bir taraftan Avrupa'nın skolastik Aristocu mantığını yerle bir ederken; üstelik Batı'daki ilmi uyanışın(RonesansAydınlanma) kaynağı olmuştur *