iltasyazilim
FD Üye
Kendimizi kendimize yeter hissettiğimiz yerlerde,
sahiden Allah’a iş kalmıyormu? İşler yolundayken, dua gerekmiyor mu?
İstemek, yoksulluğun ve çaresizliğin hemen yanıbaşında bekler Elimizde bir şey yoksa, dilimiz istemeye yönelir Elimizden bir şey gelmiyorsa, dudağımıza istemek gelir Tam tersine, doygunluk ve varlık, dilimizi istemekten geri çevirir, dudağımızı dilekten çeker Kendimizi kendimize yeter görüyorsak, bir başkasına başvurmayız İhtiyaç duyduğumuz her şey elimizin altındaysa, önümüzdeki her engeli aşabiliyorsak, kimseden bir şey istemek durumunda değiliz demektir Fakir ya da aciz değilsek, kapımız istemeye kapalıdır
Hayatın akışı içinde hem ister hem istemez olduğumuz hallere uğrarız Kendimizi oldukça muktedir hissettiğimiz anlarda, kimseye tenezzül etmeyiz İçimizden istemek gelmez Böyle durumlarda iş, bizim işimizdir, iş çocuk oyuncağıdır İstemek aklımıza gelmez, çünkü bu işi biz yaparız, işi şansa bırakmayız, iş bitiriciyizdir Zaman zaman, bunun aksi de olur; işi yapabileceğimize, işin yolunda gideceğine dair görünür hiçbir neden yoktur İşte o zaman, biz iş bitiriciler için iş, Allah’a kalmıştır, iş duayla giderBir koyu belirsizliğin ortasında ne kadar dualara sarılıyorsak, herşeyin baştan belli olduğu, yolundagöründüğü meydanlarda o kadar kendimize güveniriz; tersinden söylersek işimiz Allah’a kalmışdeğildir
Öyle mi? Kendimizi kendimize yeter hissettiğimiz yerlerde, sahiden Allah’a iş kalmıyormu? İşler yolundayken, dua gerekmiyor mu? Bu soruların cevabı, kendimizi kendimize yeter hissettiğimiz anların tahliline ve işlerin yolunda gidişini tanımlamaya bağlıdır Bu durumda, soruları yeniden sormamız gerekiyor İşimiz Allah’a kalmışdeğilken, sahiden kendi kendimize yetiyor muyuz? İşler yolundayken, sahiden kimseden bir şey istemeyecek halde miyiz?
Gelelim cevaplara: Yeryüzünde yapageldiğimiz her şey, bir sebepsonuç ilişkisi içinde yürümektedir Bir sonuca mutlaka onun için gerekli sebepleri hazır ederek ulaşabiliriz Bu dünyada sonuca ulaşmanın yolu yordamı böyle konulmuştur Bu yolu izleyen istediğine erişir Belli bir sonuç için gerekli tüm sebepleri hazır eden biri de, istediğini elde etme konusunda kendisini kendi kendine yetergörür ya da işin yolundaolduğunu söyler Görünüşte haklıdır İşi kuralına göre oynadığına göre, işi bir başkasına bırakmış değil, bir başkasından yardım istemeyecek kadar da yoluna koymuş sayılır Dilediğini elde etmek, isteğine ulaşmak konusunda, bundan öte yapılacak bir şey yoktur Dilimize her nereden yerleşmişse, işi Allah’a bırakmaktabiri, bu sınırların berisinde pek kullanılmaz İş, gerekli hazırlıkların yapılamadığı yerde, eksiklikler ya da aksaklıkların kaçınılmaz olduğu anlarda Allah’a kalmıştır
Görünen o ki, işi Allah’a bırakmak ya da bırakmamak, bir başka tabirle, dua etmek ya da dua etmeme kararı, sebepler ile sonuçlar arasındaki boşluğu ne kadar doldurduğumuza bağlıdır Sonuca giden yolda hiçbir boşluk bırakmamışsak, iş Allah’a kalıyor değil ve dua etmesek de olur Sonuç, elimizde olan sebeplerin ve yaptığımız hazırlıkların garanti edeceği bir şey değilmiş gibi göründüğünde, yani sebepler ile sonuçlar arasında boşluk bıraktığımız yerde, işimiz Allah’a kalıyorve dua etmemiz gerekiyor
İşte işin tam burasında, sebepsonuç ilişkisine nasıl baktığımızı açığa çıkarmamız gerekiyor Kendimizi sebepler ile sonuçlar arasındaki mesafeyi doldurabilir yeterlilikte mi görüyoruz, yoksa sebepleri ne kadar hazır edersek edelim, istediğimiz şeyin, yani sebeplerin bir uzantısı olarak değil de, ayrıca verildiğini mi düşünüyoruz
Risalei Nur, sebep ve sonucu, birbirinin uzantısı bir zincir olarak görmek yerine, birbirinden bağımsız, ayrı ayrı yaratılıyor olduğunu görmeye davet eder bizi Ehli imanın ağzına bile bulaşan ve sonucun sebeplerin bir uzantısı gibi görüldüğü determinist anlayış, yerine iktirangibi çok heyecanlı bir bakış açısını sunar Risalei Nur Buna göre, sebep ve sonuç birbirlerinin uzantısı olarak değil, sadece beraberceve ayrı ayrıyaratılıyordur Yani, istediğimiz bir sonucun varedilmesinde ilgili sebepler bir katkıda bulunuyor değil, sadece önceden geliyor Sebeplerin önceden hazırlanması o sonucun varedilmesi için bir kural olarak konulmuştur Bu kurala uymakla, ilgili sonucun, bu sebeplerin ardından ve ayrıca yaratılmasını istiyoruzdur Yoksa, sonucun yaratılmasını kolaylaştırıyor ya da gerçekleştiriyor değilizdir Bir diğer ifade ile, sebepleri hazır ederek, sebep ile sonuç arasındaki boşluğu kapatıyor değil; bu boşluğun kapanması için gerekli kurallara uyuyoruzdur Yani, işleri ne kadar yoluna koyarsak koyalım, ne kadar işi Allah’a bırakmıyorolursak olalım, ne kadar hazırlık yaparsak yapalım, eninde sonunda yaptığımız şey, istemektir Sebepleri hazır etme yolunda göstereceğimiz her türlü özen, sonucun kendi varlığına değil, sonucu istemeyebir katkıdır Buna göre, sebepleri hazır etmek ile sonucu istemek arasında ters orantı değil, doğru orantı vardır O halde, işleri ne kadar yoluna koyuyorsak, ne kadar iyi hazırlık yapıyorsak, o kadar çok istiyoruzdemektir
Risalei Nur’un duayı fiilîkavramlaştırması içinde, bu isteme eylemlerinin hemen hepsi–öznesi kim olursa olsun– bir duadır Nihai tahlilde, kendimize güvenerek, kendimizi kendimize yeter bilerek yapageldiğimiz bütün işler, bir duadır, Allah’a bırakmaktan ibarettir
Bu nihai hükmün hemen herkes tarafından benimsenebileceğini, hazmedileceğini beklemek zor görünüyor Ancak, bu noktaya bir yönlendirme levhasıkoyarak, yazıyı bitirmek niyetindeyim Eğer, sebeplerin sonuçların oluşumuna katkıda bulunduğunu düşünüyorsak, yani tesiri hakikisi olduğunu düşünüyorsak, kudreti ilahi ile kul fiilleri karşı kutuplara çekilirler, birbirine rekabet ediyormuş gibi görünüyorlar Bu durumda işimizi yaptığımız sürece duasız kalırız, dua etmeyi de elimizden iş gelmediği zamanlara sınırlarız Eğer, sebeplerin sonuçlarla sadece beraberce yaratıldığını görmeyi başarırsak, işimizi yaparken aslında dua ediyor olduğumuzu bilir, dua etmeyi hayatımızın her anına yayabiliriz Üstelik bu durumda, üzerimize düşeni yaptığımızda gururlanmaya değil, tevekküle hak kazandığımızı, duanın ise tembellik yüzünden ve tembellik yerine yapılacak bir şey olmadığını kavramaya başlarız Ve belki, bundan sonra her duanın ıztırar diliyleyapıldığını farketmeyi de başarabiliriz Çünkü, istemek yoksunluğun ve çaresizliğin hemen yanıbaşında bekler Elimizden bir şey gelmediği özel zamanlarda, elimizden gelen dua olduğu gibi, elimizden herşeyin geldiği zamanlarda da elimizden gelenin hepsi dua olmalıdır Yani, göz kapaklarımızı kaldırıp görmek istediğimizde, en az bir âmâ kadar dua ediyoruzdur aslında Yine, kalkıp bir adım atmak istediğimizde de, en az bir felçli kadar dua ediyoruzdur Doğrusu, kendi varlığımızı bir an sonrasına taşıyamayacak kadar mecalsiz ve felçli, etrafımızda ve içimizde olup biten sayısız belirsizlikleri kendi lehimize çeviremeyecek kadar kör ve ışıksız sayılırız
Görünen o ki, her işimiz Allah’a kalmıştır Anlaşılan o ki, her zaman zordayız
Senai Demirci
sahiden Allah’a iş kalmıyormu? İşler yolundayken, dua gerekmiyor mu?
İstemek, yoksulluğun ve çaresizliğin hemen yanıbaşında bekler Elimizde bir şey yoksa, dilimiz istemeye yönelir Elimizden bir şey gelmiyorsa, dudağımıza istemek gelir Tam tersine, doygunluk ve varlık, dilimizi istemekten geri çevirir, dudağımızı dilekten çeker Kendimizi kendimize yeter görüyorsak, bir başkasına başvurmayız İhtiyaç duyduğumuz her şey elimizin altındaysa, önümüzdeki her engeli aşabiliyorsak, kimseden bir şey istemek durumunda değiliz demektir Fakir ya da aciz değilsek, kapımız istemeye kapalıdır
Hayatın akışı içinde hem ister hem istemez olduğumuz hallere uğrarız Kendimizi oldukça muktedir hissettiğimiz anlarda, kimseye tenezzül etmeyiz İçimizden istemek gelmez Böyle durumlarda iş, bizim işimizdir, iş çocuk oyuncağıdır İstemek aklımıza gelmez, çünkü bu işi biz yaparız, işi şansa bırakmayız, iş bitiriciyizdir Zaman zaman, bunun aksi de olur; işi yapabileceğimize, işin yolunda gideceğine dair görünür hiçbir neden yoktur İşte o zaman, biz iş bitiriciler için iş, Allah’a kalmıştır, iş duayla giderBir koyu belirsizliğin ortasında ne kadar dualara sarılıyorsak, herşeyin baştan belli olduğu, yolundagöründüğü meydanlarda o kadar kendimize güveniriz; tersinden söylersek işimiz Allah’a kalmışdeğildir
Öyle mi? Kendimizi kendimize yeter hissettiğimiz yerlerde, sahiden Allah’a iş kalmıyormu? İşler yolundayken, dua gerekmiyor mu? Bu soruların cevabı, kendimizi kendimize yeter hissettiğimiz anların tahliline ve işlerin yolunda gidişini tanımlamaya bağlıdır Bu durumda, soruları yeniden sormamız gerekiyor İşimiz Allah’a kalmışdeğilken, sahiden kendi kendimize yetiyor muyuz? İşler yolundayken, sahiden kimseden bir şey istemeyecek halde miyiz?
Gelelim cevaplara: Yeryüzünde yapageldiğimiz her şey, bir sebepsonuç ilişkisi içinde yürümektedir Bir sonuca mutlaka onun için gerekli sebepleri hazır ederek ulaşabiliriz Bu dünyada sonuca ulaşmanın yolu yordamı böyle konulmuştur Bu yolu izleyen istediğine erişir Belli bir sonuç için gerekli tüm sebepleri hazır eden biri de, istediğini elde etme konusunda kendisini kendi kendine yetergörür ya da işin yolundaolduğunu söyler Görünüşte haklıdır İşi kuralına göre oynadığına göre, işi bir başkasına bırakmış değil, bir başkasından yardım istemeyecek kadar da yoluna koymuş sayılır Dilediğini elde etmek, isteğine ulaşmak konusunda, bundan öte yapılacak bir şey yoktur Dilimize her nereden yerleşmişse, işi Allah’a bırakmaktabiri, bu sınırların berisinde pek kullanılmaz İş, gerekli hazırlıkların yapılamadığı yerde, eksiklikler ya da aksaklıkların kaçınılmaz olduğu anlarda Allah’a kalmıştır
Görünen o ki, işi Allah’a bırakmak ya da bırakmamak, bir başka tabirle, dua etmek ya da dua etmeme kararı, sebepler ile sonuçlar arasındaki boşluğu ne kadar doldurduğumuza bağlıdır Sonuca giden yolda hiçbir boşluk bırakmamışsak, iş Allah’a kalıyor değil ve dua etmesek de olur Sonuç, elimizde olan sebeplerin ve yaptığımız hazırlıkların garanti edeceği bir şey değilmiş gibi göründüğünde, yani sebepler ile sonuçlar arasında boşluk bıraktığımız yerde, işimiz Allah’a kalıyorve dua etmemiz gerekiyor
İşte işin tam burasında, sebepsonuç ilişkisine nasıl baktığımızı açığa çıkarmamız gerekiyor Kendimizi sebepler ile sonuçlar arasındaki mesafeyi doldurabilir yeterlilikte mi görüyoruz, yoksa sebepleri ne kadar hazır edersek edelim, istediğimiz şeyin, yani sebeplerin bir uzantısı olarak değil de, ayrıca verildiğini mi düşünüyoruz
Risalei Nur, sebep ve sonucu, birbirinin uzantısı bir zincir olarak görmek yerine, birbirinden bağımsız, ayrı ayrı yaratılıyor olduğunu görmeye davet eder bizi Ehli imanın ağzına bile bulaşan ve sonucun sebeplerin bir uzantısı gibi görüldüğü determinist anlayış, yerine iktirangibi çok heyecanlı bir bakış açısını sunar Risalei Nur Buna göre, sebep ve sonuç birbirlerinin uzantısı olarak değil, sadece beraberceve ayrı ayrıyaratılıyordur Yani, istediğimiz bir sonucun varedilmesinde ilgili sebepler bir katkıda bulunuyor değil, sadece önceden geliyor Sebeplerin önceden hazırlanması o sonucun varedilmesi için bir kural olarak konulmuştur Bu kurala uymakla, ilgili sonucun, bu sebeplerin ardından ve ayrıca yaratılmasını istiyoruzdur Yoksa, sonucun yaratılmasını kolaylaştırıyor ya da gerçekleştiriyor değilizdir Bir diğer ifade ile, sebepleri hazır ederek, sebep ile sonuç arasındaki boşluğu kapatıyor değil; bu boşluğun kapanması için gerekli kurallara uyuyoruzdur Yani, işleri ne kadar yoluna koyarsak koyalım, ne kadar işi Allah’a bırakmıyorolursak olalım, ne kadar hazırlık yaparsak yapalım, eninde sonunda yaptığımız şey, istemektir Sebepleri hazır etme yolunda göstereceğimiz her türlü özen, sonucun kendi varlığına değil, sonucu istemeyebir katkıdır Buna göre, sebepleri hazır etmek ile sonucu istemek arasında ters orantı değil, doğru orantı vardır O halde, işleri ne kadar yoluna koyuyorsak, ne kadar iyi hazırlık yapıyorsak, o kadar çok istiyoruzdemektir
Risalei Nur’un duayı fiilîkavramlaştırması içinde, bu isteme eylemlerinin hemen hepsi–öznesi kim olursa olsun– bir duadır Nihai tahlilde, kendimize güvenerek, kendimizi kendimize yeter bilerek yapageldiğimiz bütün işler, bir duadır, Allah’a bırakmaktan ibarettir
Bu nihai hükmün hemen herkes tarafından benimsenebileceğini, hazmedileceğini beklemek zor görünüyor Ancak, bu noktaya bir yönlendirme levhasıkoyarak, yazıyı bitirmek niyetindeyim Eğer, sebeplerin sonuçların oluşumuna katkıda bulunduğunu düşünüyorsak, yani tesiri hakikisi olduğunu düşünüyorsak, kudreti ilahi ile kul fiilleri karşı kutuplara çekilirler, birbirine rekabet ediyormuş gibi görünüyorlar Bu durumda işimizi yaptığımız sürece duasız kalırız, dua etmeyi de elimizden iş gelmediği zamanlara sınırlarız Eğer, sebeplerin sonuçlarla sadece beraberce yaratıldığını görmeyi başarırsak, işimizi yaparken aslında dua ediyor olduğumuzu bilir, dua etmeyi hayatımızın her anına yayabiliriz Üstelik bu durumda, üzerimize düşeni yaptığımızda gururlanmaya değil, tevekküle hak kazandığımızı, duanın ise tembellik yüzünden ve tembellik yerine yapılacak bir şey olmadığını kavramaya başlarız Ve belki, bundan sonra her duanın ıztırar diliyleyapıldığını farketmeyi de başarabiliriz Çünkü, istemek yoksunluğun ve çaresizliğin hemen yanıbaşında bekler Elimizden bir şey gelmediği özel zamanlarda, elimizden gelen dua olduğu gibi, elimizden herşeyin geldiği zamanlarda da elimizden gelenin hepsi dua olmalıdır Yani, göz kapaklarımızı kaldırıp görmek istediğimizde, en az bir âmâ kadar dua ediyoruzdur aslında Yine, kalkıp bir adım atmak istediğimizde de, en az bir felçli kadar dua ediyoruzdur Doğrusu, kendi varlığımızı bir an sonrasına taşıyamayacak kadar mecalsiz ve felçli, etrafımızda ve içimizde olup biten sayısız belirsizlikleri kendi lehimize çeviremeyecek kadar kör ve ışıksız sayılırız
Görünen o ki, her işimiz Allah’a kalmıştır Anlaşılan o ki, her zaman zordayız
Senai Demirci